Açlık Şehidi ve Vicdan Ölümü: Madaya

                                                                                                            Dr. Müsenna Abdullah

Birleşmiş Milletler harekete geçti mi? Yoksa geçmedi mi? Suriye hükümeti anlaşma sağladı mı? Yoksa sağlanmadı mı? Hizbullah hoşgörülü davrandı mı? Yoksa davranmadı mı? İşte felaket bölgesi Madaya’da yaşayan insanlarımız için durum iki şekilde de bir değişiklik arz etmemektedir.

Bunca acılar yaşatıldıktan ve 21. asrı tasavvur eden hafızalara tek tek kazındıktan sonra onlar için gıda ve ilaç artık bir şey ifade etmiyordu. Açlık ve ölüm ele ele vermiş şehrin sokaklarında, semtlerinde dolaşıyor, adeta şehri sarmalamış sıkıyor. Evleri tek tek ayrım gözetmeksizin ziyaret ediyor.

Açlık, orada yaşayan insanların tek tek etlerini kemiklerinden çekip alıyor, yavaş yavaş ölecekleri bir ölüme onları takdim ediyor. Neredeyse yok denecek kadar tiz sesler. Acı ve hüzünle dolmuş; patlak gözler ve binlerce sorular. Şeffaf derilerinin arkasındaki görünen, tek tek sayılabilen kaburgalar. Acı ve sızılar, ertelenmiş umutlar. Öyle ki ölüm bile Madaya’da görünen manzaradan tiksiniyor. Hatta utanmak bile Madaya’da yaşananlardan dolayı mahcup oluyor. Hep bir sonra ki gün, canlanan, yeşeren, ilerleyen, yürüyen bir şey yok. Madaya halkı, bütün kedileri, köpekleri, haşereleri, kurtları, ağaç yaprakları, dalları, kökleri, hatta kuru otları ile beraber yok oluyor. Aksine Madaya halkının yediği atıklar bile yok oluyor. Boş kutu ve plastik poşetlerle kemiklerin üstleri örtülerek erimesini engelle umutları. Bu şartlarda yeryüzünde yol almaya hiçbir zaman güç yettiremeyecekler ve bir basın maddesi gibi dünyaya görünmeyecekler.

Peki sorumlu kim? Bugünden sonra bu ahmakça soru hiçbir mana ifade etmeyecek. Medeni dünya şuanda Paris’te veyahut herhangi batı başkentinde bir kez daha Charlie Hebdo olayı yaşanmamasıyla, gelecek yılbaşında kutlayacakları kutlamalarda taciz olaylarının meydana gelmemesiyle veyahut önümüzdeki düzenlenecek 3. Cenevre toplantılarıyla meşgul. Amerika, Rusya ve İranlıların Suriye’yi nasıl paylaşacak en önemlisi bu.  Madaya halkı batının nemalanacağı dini azınlık veya ırki azınlık değil nasıl olsa. Ki bize, Avrupa kültürüne, insan, hayvan ve doğa haklarına dair dersler versin, onlara doğru hareket edip, vadilerini gıdalar, örtüler, halılar ve elbiselerle doldursun. Dağları kuşatması, kadınları ve çocukları Avrupa mülteci kamplarına taşıması için uçaklarını ve özel kuvvetlerini göndermesine gerek yok. Yine onlardan birisini Nobel Ödülü vermek için seçmesine de gerek yok. Çünkü onlar uzun aylardan beri açlık ve ölümle mücadele etmekte ve uygar dünyanın gözleri önünde ortaya çıkan kaburgalarını korumakla meşguller.

Onların programları, Müslümanlar başkalarını nasıl boğazlıyorlar, kadınlar nasıl hakarete uğrayıp mağaralarda saklanıyorlar, köle pazarlarında kadınla nasıl satılıyorlar gibi hikayeler anlatanlara ihtiyaç duymaktadır. Bu hikayelerin doğru olması veya yalan olması onlar için bir değer ifade etmiyor. Onlar için önemli olan şey; düşmanla savaş içinde olduklarını sürekli kamuoyuna sunmak. Nitekim onlar harici düşman olmadığı takdirde yaşayamıyorlar.

Daha önce Sovyetler Birliğinde yer alan komünist düşmanlar ve onlardan ayrılanlar için düzenlenen kutlamalar son buldu. Hikayeler ve rivayetler komünizmin karanlığından bahsetti. Ancak bugün yeni düşman hiç şüphesiz Araplar ve İslam oldu. Yeni ihtimamlar artık bizlere zulmeden dini azınlıklara yardım etmek, desteklemek ve kışkırtmak. İşte bu yücelmesi gereken batının değerleri ve alçalması gereken Arapların değerleri için yeni bir yapımdır. Hedefleri, nesillerimizi batılılaştırma ve şuursuzlaştırma kalabalığına sıkıştırmaktadır.

Madaya halkımızın yaşadığı trajedi, peygamber dahi olsa Beşşar Esed’i meşru bir başkan mıdır yoksa değil midir yönünde inkar etmemizi mübah kılıyor. Aynı şekilde Hizbullah’ın direniş kanı önünde şırıl şırıl aksa da onları inkar etmemizi mubah kılıyor. Yine Suriye ateşine benzin dökenleri lanetlememizi, batı uygarlığının yüzüne ve sürekli dile getirilen insani değerlerin tamamına tükürmemizi mubah kılıyor.

Arap milliyetçiliğinin diplerde donduğu gerçekten şaşırtıcıdır. Öyle ki Arap yetkilisi, rahatlıkla uyumakta ve içinde hayatın söndüğü gözleri görememekte. Göğüslerden dışarı çıkıveren kaburgaları vicdanıyla görmeyen bir kimse, Başkanlık sarayının kalın duvarlarının arkasından halkının acılarını göremez. Söz konusu yetkilinin çevresindekiler de halkın sesini yetkiliye duyurmak istemezler. Çünkü bunlar, onun moralinin bozulamamasına özen göstermenin peşindeler.

Kalpleri ve duyguları insanlara bağlayan kuvvetli bir ipe dönüşebilen tek unsur vicdandır. Böylece insanlar, emelleri, hülyaları ve duyguları ile beraber her zaman yetkili kimse ile beraber olur. Tek olsa bile, halkla yetkili arasında yükselen özü ve alçalan öze dönüştürebilendir. Böylece acılar, sızılar nakledilir ve kendisinden onlara yardım ve büyüklük gider, zulmü onlardan kaldırır.

Bunun tam aksine değinecek olursak; hepimiz kaburgalarımızı güzelleştirmemiz, çocuklarımızın yüzlerine doya doya bakmamız gerekmektedir. Çünkü bizim kaburgalarımızı başkaları bizim için sayacak, tıpkı şuan Madaya halkına bizim yaptığım gibi. Çocuklarımızın gözleri dışarı doğru fırlayacak, şuan Madaya’da yaşayan çocukların gözleri fırladığı gibi. Nihayetinde herkes durup bizi gözetleyecek.

Biz böyle saygınlığımızın büyük bir cüzünü kaybettiğimizi hissetmeksizin zulüm, açlık ve saygınlığı bitirerek keyiflenmeye devam ettiğimiz sürece bizi bu trajedilerden kim koruyabilir. İşte bu durum bizim iç dünyamızın üst köşelerinin paslandığını kesin bir şekilde göstermektedir. Artık Suriye, Irak, Yemen ve Filistin’de yaşanan acı olaylarda silkelenmeyecek bir hale dönüştük. Kibir artığı, şerefin parçalanması ve saygınlığın yitirilmesi nasıl yaygınlaşmasın? Toplanıyor ve bir kora dönüşerek bizleri uzun uykulara sevk ediyor. Böylece kalpler ve akıllar sarsıldı ve uzun zaman mumyalanmış akillerden yol aldı. Gerçekten, bir insanın hüznü, zulmü ve saygınlığı yok etmeyi gömmesinin sonrada bir taşa dönüşünceye kadar suskunluğa sığınmasının imkanı var mıdır?

Ey Madaya! Daha önce insanlarımızdan işitmediğimiz iniltilerinizi neredeyse duyuyorum. Hiç şüphesiz bütün güçlüleriniz öyle zayıfladı ki neredeyse inlemeye bile gücü kalmadı. Öyle bir seviyeye ulaştı ki hüzünle dolmuş nefisleri, Suriye ve halkı üzerinde kumar oynayanların güçlü sevinçlerinin yüzüne tükürerek yankılanıyor. Konuşan gözleri tek başına ve bazılarıyla faydasız duruyor ve hayatı terk ediyor. Bazı hülyaları, küçük güvenleri veya tamamı gerçekleşmemiş büyük güvenleri taşıyarak.

Oysa onlar şuan içinde bulundukları halden kendilerini kurtaracak elin uzanmasını diğerlerinden istiyorlardı. Ancak diğerleri tarla ve harmanlarının hesapları ile meşguldü. Onlara bu acı çok fazlasıyla ağır geliyordu. Onların tek güvenliği, Suriye sınırına çadır kuran kimselerden soran kimselere haykırmaktı. Lisani halleri şunu söylüyordu; Filistinlilere, Lübnanlılara, Iraklılara ve diğer Araplara sorun.

Onlara soruyorlardı; sınırlara çadırlarını kurdular mı, onlardan biri aç kaldı mı, hastalandıklarında ilaca ulaşamadılar mı veya çocuklarını okula gönderemediler mi? Hayır hiçbirisi olmadı. O halde Suriye’deki halkımıza karşı bütün bu nankörlükler onları neden kadın, çocuk, yaşlı ve gençler olarak başka bir dünyaya gitmek için denizleri kullanmalarına sevk edecek noktaya ulaştırdı. Arapların sonu gelmeyen sessizliğinde kendilerini bulduktan sonra… Evlerine, akıllarına ve kalplerine hüzün ve inkar saldırısı olduktan sonra ümitsizlikleri azaldı ve hayatla doldular.

Neredeyse sizin acılarınıza ve hüznünüze dokundum ey Madaya’da yaşayan halkım, kardeşlerim, evlatlarım. Hiç şüphesiz sizler, işaretlerin bizde, insan olduğu kanaatini uyandıracak mücerret bir hayale dönüştünüz. Sizden sonra bizi koruyacak bir kişi yoktur; Acılarınızı görmemek için sizin şeklinize seri bir şekilde dönüştüğümüzde…

 

Bu makale özel olarak HEYET Net©  için tercüme edilmiştir.

Orijinal Arapçası için TIKLAYIN

 

Loading

Related posts

Leave a Comment